- Yapay zeka sistemlerinin su tüketiminin, küresel çapta tüketilen tüm şişelenmiş sulardan daha fazla olduğu tespit edildi.
- Yapay zekanın karbon ayak izinin, dünyanın en büyük metropollerinden New York'un yıllık emisyonuna ulaştığı belirtiliyor.
- Uzmanlar, yapay zekanın artık havacılık ve ağır sanayi gibi katı çevresel düzenlemelere tabi tutulması gerektiğini savunuyor.
Hollandalı araştırmacılar tarafından yayınlanan çarpıcı bir rapor, yapay zeka sistemlerinin sadece enerji değil, çok ciddi bir su güvenliği sorunu da yarattığını ortaya koydu.
Yapay zeka (AI) dünyasında işler sanıldığı kadar pürüzsüz ilerlemiyor. Hollandalı akademisyen Alex de Vries-Gao liderliğinde yürütülen ve hakemli bir dergide yayımlanan yeni bir çalışma, teknolojinin çevresel etkilerini gözler önüne serdi. “Veri merkezlerinin karbon ve su ayak izleri ve bunun yapay zeka için anlamı” başlıklı araştırmaya göre, yapay zeka sistemlerinin su tüketimi endişe verici boyutlara ulaşmış durumda.
Karbon ayak izi New York ile yarışıyor
Araştırmacılar Google, Meta ve Amazon gibi teknoloji devlerinin çevresel raporlarını ve genelleştirilmiş emisyon verilerini inceleyerek çarpıcı sonuçlara ulaştı. Farklı modellemeler üzerinden yapılan tahminlere göre, yapay zeka sistemlerinin 2025 yılındaki karbon ayak izinin tek başına 32,6 ila 79,7 milyon ton karbondioksit arasında olabileceği öngörülüyor.
Bu miktarın neredeyse New York şehrinin yıllık karbon salınımına eşdeğer olduğu vurgulandı. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2018 verilerine göre New York; Seul ve Guangzhou’nun ardından dünyada en yüksek emisyona sahip üçüncü şehir konumunda bulunuyor. Dolayısıyla yapay zekanın yarattığı kirlilik, devasa metropollerle yarışır hale gelmiş vaziyette.

Şişelenmiş sudan daha fazlasını tüketiyorlar
İşin su boyutu ise tablonun daha da korkutucu bir yüzünü gösteriyor. Veri merkezleri tarafından desteklenen yapay zeka iş yüklerinin su ayak izinin 312,5 ila 764,6 milyar litre arasında olduğu tahmin ediliyor. Söz konusu rakam, dünya genelinde bir yılda tüketilen toplam şişelenmiş su miktarını geride bırakıyor.
Araştırma sonuçları, yapay zekanın artık kelimenin tam anlamıyla küresel bir su güvenliği sorunu olduğunu kanıtlar nitelikte.
Asıl suçlu eğitim değil, “çıkarım” süreci
Rapora göre çevresel etkinin temel kaynağı modellerin eğitimi sanılsa da, asıl yükü “çıkarım” (inference) süreci oluşturuyor. Kullanıcıların komutlarına yanıt bulmak için gereken işlem gücü, eğitim sürecine kıyasla çok daha yüksek emisyona ve su tüketimine yol açıyor. Milyonlarca günlük sorgu, görsel oluşturma talebi ve 7/24 çalışan dijital asistanlar düşünüldüğünde, ortaya çıkan tablo aslında şaşırtıcı değil.
Öte tarafta, veri merkezlerini daha enerji verimli hale getirmek için gösterilen çabalar da artan talebin gölgesinde kalıyor. Daha iyi teknolojinin daha az tüketime değil, daha fazla kullanıma yol açması, verimlilik çalışmalarının genel etkiyi azaltmada yetersiz kaldığını gösteriyor.
Çalışma iki kritik noktaya parmak basarak kapanışı yapıyor. Enerjiye aç altyapı gereksinimleri nedeniyle yapay zeka artık sadece basit bir yazılım olarak görülmemeli. Sektörün; telekom, havacılık ve ağır sanayi gibi alanlarla benzer seviyede çevresel düzenlemeye tabi tutulması gerekiyor.
Ayrıca şirketlerin raporlarında yapay zeka ve yapay zeka olmayan iş yüklerini ayrıştırmaması, gerçek verilerin gizli kalmasına neden oluyor. Politika yapıcıların ve araştırmacıların güncel olmayan verilere dayanarak hareket etmemesi için teknoloji şirketlerinin şeffaflık konusunda daha cesur adımlar atması gerektiği vurgulanıyor.

